Batu Mutlugil Söyleşisi

Batu Mutlugil Söyleşisi

Hayat Böyle Yaşanır

Bir gece vakti, bambaşka bir Bodrum’da, Batu Abi’nin arabasıyla Gündoğan’dan merkeze doğru yol alıyoruz. Bambaşka çünkü ne trafik var, ne kalabalık, ne de sıcak. Yılın yaklaşık dokuz ayını geçirdiği bu turizm merkezi, Mart ayının ortasında alabildiğine sessiz, sakin ve şu sıralar ülke şartlarını düşününce kolay kolay bulamayacağınız bir şeyle dolu: Huzur.

Batu Abi duyanın bir daha asla unutmayacağı davudi ses tonuyla bir şeyler anlatıyor. Gülüyoruz. Bir ara camdan dışarı bakıyorum ve aklımdan geçen düşünceleri yakalamaya çalışıyorum. Biraz sonra, mevsim sebebiyle çoğu dükkanın kapalı olduğu Barlar Sokağı’nda fotoğraflarını çekeceğimiz bu yaşsız adamı tanıyalı 15 yıl olmuş. Bu 15 yılda her şey değişmiş, bir zamanlar ortağı olduğu blues-rock mabedi Mojo pavyon olmuş, Türkiye’de her şey başkalaşmış, hepimiz öyle ya da böyle değişmişiz ama Batu Mutlugil aynı şekilde sapasağlam yerinde duruyor. Hiç kimseninkilere benzemeyen hayat felsefesi, çok az insana kısmet olabilecek yaşam tecrübesi, inanılmaz bir gözlem kabiliyeti, bu yetmiyormuş gibi gözlemlerini müthiş zekice ve stand up’çılarla yarışacak bir mizahla ifade edişi, bembeyaz uzun saçları, sonsuz enerjisiyle hala sahnelerin tozunu attırması ve karizmasıyla görüp görebileceğiniz en ilham verici karakterlerden biri.

Onu tanıdığım dönem 2000’lerin başında, Mojo’da Spitney Beers adlı grubumuzla çalmaya başladığımız zamanlara denk geliyor. Deneme performansı için sahneye çıktıktan sonra bana nasıl bir yol izlemem gerektiğine dair nasihatler vermişti. Tüm personelin çekindiği ama ‘soğuk patron kibrine’ sahip olmadığı için de aynı zamanda abi, baba mesafesinde gördüğü biriydi. Perşembe geceleri, Kerim Çaplı’nın da zaman zaman dahil olduğu Karpuz adlı grubuyla sahne alırdı. Mikrofon ayağında peluş bir karpuz olur, duvarda asılı duran (bilenler hatırlar) o kocaman yıldız pano sadece o gece yanardı. Blues rock’ın en nadide örneklerini çaldıkları gecelerin müdavim kitlesi de şimdi arasanız bulamayacağınız cinstendi. Kimi zaman üstü açık ‘58 model Mercedes’i ile mekana gelir (hala o araba duruyor), mekan kapanana kadar da işinin başında olurdu. Sayısız müzisyen yetiştiren bir okul gibiydi Mojo. Müzisyenlerin çaldıkları şarkılar konusunda özgür bırakıldığı, şu anda pek rastlayamayacağınız türden bir mekandı.

Bodrum Barlar Sokağı’nda Kule Bar’a adım attığımız anda, “Hoşgeldin Batu Abi,” diye karşılıyorlar kendisini. Bir masaya oturuyoruz ve biraz müzik piyasasından konuşuyoruz. Gecenin devamında, Bodrum’un en eski canlı müzik mekanlarından biri olan, onun da sık sık sahne aldığı Mavi’ye gittiğimizde de aynı ilgiyle karşılanıyor. Bir ara sahneye davet ediliyor ve birkaç şarkı çalıyor. Onu izlerken nasıl böyle hayat dolu, afacan ruhlu olduğunu düşünüyorum. İki gün sonra Gündoğan’da, yakıcı bir kış güneşinin altında otururken ona bunu soruyorum. “Hayatı çok seviyorum,” diyor. “Nedense yaş meselesini düşünmek aklıma hiç gelmedi. Yani fiziğimin gün aldığını biliyorum ama yaşlandığımı hissetmiyorum.” Zaten onu ‘yaşlı’ sıfatıyla yan yana hiç göremediğimi söyleyince gülüyor. “Belki hep yaş farkım olan dostlarımla görüştüğüm içindir. Çünkü müzik, sanat yaş tanımıyor. Aslında işin doğrusu benim yaşıtlarım da beni sıkıyor (gülüyor). 10 tane Batu olsa sekiziyle zaten tanışırdım şimdiye kadar. Ama benim yaşımdaki insanlar genellikle kendilerini çekmiş oluyorlar, bazıları için şansın ters dönmesi de var tabii, hastalıklar, şu bu oluyor. Zannediyorum yaşamak bir sanat. Yaşamdan zevk almak. Doymak için yemek yiyen var, ağız tadı için yiyen var. Ben hep ağız tadı için yemek yedim. Doymayı düşünmedim. Zevk alıyorsam doyuyorum. Ruhum doyduktan sonra daha başka nerem doyacak yani.”

Batu Mutlugil, eski İstanbullu bir ailenin ferdi. Anne tarafı Kırımlı. “Şecere bizi Cengizhan’a, Gazi Batu Giray Han’a kadar götürüyor.” Erenköy’de, bir dönem milletvekilliği de yapan avukat dedesinin köşkünde doğup büyüyor. Babası hariciyeci olduğu için çok küçük yaşta yurtdışı macerası başlıyor. “Konuşmayı Paris’te öğrendim. Avrupa’nın genelinde çok uzun kaldım. Babam sürekli tayin oluyordu. Anaokulunu Paris’te, ilkokul 1-2’yi Brüksel’de okudum. Daha sonra Türkiye’ye döndük, Ortaköy’deki Galatasaray İlkokulu’na verdiler beni. Ama sandalcıları ayarlayıp, çarşafları birbirine bağlayıp her akşam yatakhaneden kaçtığım için aileye gına geldi ve küçük at arabalarıyla servis yapılan Erenköy İlkokulu’na gitmeye başladım. Babam Ankara’ya tayin olunca da ilkokulu orada bitirdim.” Tayinler devam edince ortaokul ve lise hayatı Belçika, Almanya, Viyana ve Türkiye’de (Saint Benoit) geçmiş. Yüksek öğrenimini yine yurtdışında yapmış. Paris’te güzel sanatlar akademisinde mimarlık bölümüne yazılıp mimarlığın ruhuna pek hitap etmediğini görünce gazetecilik okuluna girip basın diploması almış. Bu arada hayatın ona güzel bir sürprizi var; kendi deyimiyle “feci şekilde” aşık olması. İleride karısı olacak Alman sevgilisini Türkiye’ye kaçırmasının ardından kısa aralıkla iki çocukları dünyaya gelmiş: Batuhan ve Neslihan Mutlugil. (İkinci eşinden 19 yaşında Yasemin adında bir kızı daha var.) Babasının yolundan giden Batuhan, 1999’dan beri Duman’ın gitaristi.

Ne zaman gitar çalmaya başladığını sorunca ilk enstrümanının ud olduğunu, piyano, keman ve darbukanın ardından bir arkadaşı sayesinde gitarla tanıştığını anlatıyor. “Frankfurt’a gittiğimde ilk elektro gitarımı aldı babam. Orada Beatles falan çalıyordum, o ruha sahiptim. Ama Viyana’ya geldiğim dönem bir gün Karlsplatz’ta yürüyorum, ‘Hush now, the world is sleeping,’ diyen inanılmaz bir ses duydum, inanılmaz garip bir müzik. Hemen plakçıya girdim, ‘Bu kim?’ diye, ‘Yeni çıkan bir adam, Jimi Hendrix,’ dedi. Ve bir anda hayatım değişti. Bir hafta önce Stones’un albümünü almıştım, Beatles benim için direkt kapandı, Beatles’ı zaten derinlemesine dinlemiyordum artık, ilgim kesilmişti. Adamın hayatını araştırdım ve gördüğüm kelime ‘blues’du. Stones’da da o kökeni görmüştüm, benim için her şey blues’a dönmeye başladı.” Yazın Türkiye’ye geldiği zamanlarda çeşitli gruplarla çalan, Cem Karaca, Erkin Koray, Cahit Berkay gibi isimleri Kadıköy çevresinden ya da çocukluktan tanıyan Mutlugil, ilk grubu Örümcek’i de Özkan Uğur’la birlikte kuruyor. Ve ilk kez de Uğur’un sesinin kısıldığı gün sahnede şarkı söylüyor.

Fakat evlilik ve çocuklu hayat derken gitarı bir süre rafa kaldırıyor. Bu dönemde kısa sürede hızla yükseleceği bir işe giriyor: Tekstil sektörüne. “Eşimle bir gece çıktığımızda tesadüfen bir adamla tanıştık. Sohbet sırasında bir tekstil firmasının sahibi olduğunu, Almanca tercümanlık yapacak birini aradıklarını söyledi ve bana sordu. Benim kuvvetli tarafım lisanlardı, insanlarla teması da çok seven biriydim. ‘Sabah 11’den önce gelmem, istediğim saatte giderim,’ deyip şartlarımı koydum ve başladım. Bir seneden az bir zamanda genel müdür pozisyonuna geldim. Çünkü merak ediyordum yapılan işi. Giydiğimiz şey nasıl bu şekle geliyor, o nedir, bu nedir… Meraklı, ilgili biriyim. Beni genç tutanın da bu olduğuna inanıyorum. İşte o dönem tekstil işi başlayınca benim hayatım bambaşka bir yöne girdi. Bir süre sonra şirketi ele aldım. Askere gidip döndükten sonra da kendi firmamı, Han İhracat’ı kurdum. 6000 metrekarelik bir tesis, vergi ödülleri, ihracat ödülleri… Fakat Türkiye’nin tekstilde en kötü dönemleri başlayınca baktım bu iş beni öldürecek, firmayı kapatma kararı aldım.”

O dönemde yani 90’ların başında, bir arkadaşı vasıtasıyla Yavuz Çetin’le tanışıyor. Birkaç kez Bodrum’daki Beyaz Ev’de çalıyorlar ve bir grup kurmaya karar veriyorlar. “İstanbul’da Hayal Kahvesi diye bir yer açıldığını duydum. Bir gece içeri girdim, Umay Umay’ı gördüm, ‘Gel n’olur şarkı söyle, bir grup kurmuşsunuz burada çıkın,’ dedi. Fehmi’yle (Yaşar) konuştuk, ‘En berbat geceni bilmek istiyorum,’ dedim, ‘Pazartesi,’ dedi. Siz de Spitney Beers’la pazartesi çıkardınız, sana demiştim pazartesinin uğurunu (gülüyor). İkinci hafta içeri girdiğimde kalabalıktan sahneye ulaşamadım, inanamazsın.” İsim babası da olduğu Blue Blues Band bu şekilde kurulmuş oluyor. Zamanla Hayal Kahvesi’nden sokağın karşı tarafında yer alan Mojo’ya geçiyorlar. Çünkü Mutlugil, Next adıyla iş yapan bu mekana ortak oluyor ve Mojo günleri de böylece başlıyor.

“Mojo, İstanbul gece hayatında nasıl bir yere sahipti?” diye soruyorum, “Bir yuvaydı,” diyor. “Son derece rahat bir ortam. İstediğim şuydu, adam işten çıksın uğrasın, bir birasını içip gitsin. O saatte müzik dinlesin ve de bu müziği dinlesin çünkü bunu başka hiçbir yerde bulamayacak. Hiç iş yapmadıkları halde bir sürü grubu uzun süre orada çıkartmamın nedeni kulübün karakterinin değişmemesi içindi.” Aslında cevabını bildiğim halde yine de soruyorum: “Şu anda öyle bir yer tekrar var olabilir mi?” Kafasını sallayarak emin bir şekilde, “Yok,” diyor. “O tarz müziği taşıyacak bir kitle yok şu anda. Olabilen müşteri çok yaşlandı. Yeni tarz müziklerle de bu olmaz. Bu dönem kapandı. Bambaşka bir devir geldi.”

Şimdilerde Bodrum’da sakin, huzurlu ama kesinlikle durağan ve sıradan olmayan bir hayat süren, resim ve heykel yapan, kedisi, köpeği ve sevdikleriyle vakit geçiren, ara ara orada ve İstanbul’da Batu Mutlugil Band ile sahne alan, bazen oğlu Batuhan ile baba-oğul konserler veren Batu Abi, yaşamı doyasıya kucaklıyor. “Ben çok şanslı olduğuma inanıyorum. En şanssız anımda dahi şanslı olduğuma inandım. Bu bir bakış açısı ve aynı zamanda aileden gelen bir öğreti. Dinsel anlamda değil de mistik, şamanik anlamda bir şükran, şükür olayı vardır bizim sülalede. Hep bardağın dolu tarafına baktık. Bu bir öğreti olarak geldi. Bacağımızı kırsak, ‘İyi ki kafamızı kırmadık,’ diyen bir aileyiz biz. Dolayısıyla yaşamın ve zamanın bana sunduğu şeylerin aslında son derece pozitif olduğuna inanıyorum,” diyor.

Gündoğan’da artık güneş batmak üzere. Saatlerdir birlikteyiz ve laf lafı açmış. Birazdan bir yerlerde rakı sofrasına oturacağımızı söyleyip onu da davet ediyorum. “Dur bakalım haberleşiriz, önce eve gidip köpeğimi bir dolaştırmam lazım,” diyor. Ama tam vedalaşıp ayrılacakken ona yakışacak son cümleyi söylüyor: “İnerseniz, belki gece Bodrum’da buluşuruz.”

Bu yazı Melis Danişmend’e aittir ve redbull.com.tr‘de yayımlanmıştır.

Ankara'da bir çok konser oluyor. İşte biz de bunları irili ufaklı demeden listeleyen bir siteyiz. Akşam canınız sıkıldı ve bir şeyler içip "ne dinlesem?" dediğinizde biz burdayız. Ya sen neredesin Ankara?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Top

Login


Create an Account!
Forgot Password?

Create an Account!


Username
Want to Login?

Forgot Password?